Mayıs 20, 2015

Beynimdeki Yangın - Susannah Cahalan // Kitap Yorumu

Kitap: Beynimdeki Yangın
Orjinal Adı: Brain on Fire: My Month of Madness
Yazar: Susannah Cahalan
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Türü: Biyografi, Psikoloji
Sayfa Sayısı: 369
Goodreads Puanı: 3,94
Benim Puanım: 5/5
Satın Almak İçin: Kitapyurdu, D&R, okuoku.com










Arka Kapak

"Unutmanın varlığı asla kanıtlanmamıştır. Tek bildiğimiz, bazı şeylerin istediğimiz zaman aklımıza gelmediğidir." 

- Friedrich Nietzsche

Dünyada nadir görülen ve tanı koymanın çok zor olduğu bir hastalıkla savaşan gazeteci Susannah Cahalan, Beynimdeki Yangın'da kendi öyküsünü kaleme alıyor.
Delirmenin ve unutmanın yaşamında boşluklar oluşturduğu Cahalan, bu boşluğu doldurmak için okurlarla birlikte geçmişinin peşine düşüyor. 


"Başlangıçta yalnızca karanlık ve sessizlik vardı.
"Gözlerim açık mı? Merhaba?'

Ağzımı mı oynatıyorum ya da bu soruyu yöneltecek biri mi var, emin olamıyorum. Hiçbir şey göremeyeceğim kadar karanlık. Gözlerimi kırpıyorum, bir kez daha kırpıyorum ve bir kez daha. Karın boşluğumda kötü bir şey olacağına dair bir his var. Biliyorum."


Benim Yorumum

Kitabı bitirdim. Hala kendi kendime 'cidden bitti mi' diyorum. Ama bitti ve ben durmuş kitabın kapağına bakıyorum. Öncelikle kitap kurgu falan değil gerçek. Yaşanmış bir olay ve kitabı da zaten birinci elden yani bunları yaşayan kişiden, Susannah Cahalan'dan okuyoruz. Ben kitaba bayıldım. Zaten yaşanmış olayları okumaya ayrı sempatim var.
Kitap son derece tatmin edici ve anlaşılır. Yani bilmediğiniz kelimeler varsa bile sizi sıkmadan merak uyandırıcı bir şekilde açıklıyor. Kitapta Susannah'ın yaşadığı duygular o kadar güzel yansıtılmış ki resmen yaşadıklarını okuyucuda hissediyor. Ki zaten kitabı Susannah'ın ele aldığı yani kitabı birinci şahıstan, Susannah'ın dilinden okuduğumuz için hissetmememiz imkansız.

Kısaca kitabın konusuna gelirsem, Kitapta Susannah bir hastalığa yakalanıyor. Susannah, New York Post gazetesinde muhabir olarak çalışır. Çok güzel giden hayatı bir anda neredeyse hiç bilinmeyen bir hastalığa yakalanınca değişiyor. En iyi doktorların bile bulamadığı, hastalığa bir isim veremediği ve tespit edilmesi hayli zor olan bu hastalığın tedavisini bulmak uzun zaman alıyor. Hastalığın belirtileri önce tahtakurusu korkusu, baş dönmesi, paranoyak düşünceler ve sol tarafında uyuşma ile kendini gösteriyor. Arkadaşlarının da önerisiyle doktara gidip test yaptırıyor ve emar sonuçlarından monoya yakalandığını düşünüyorlar. Daha sonra iyice kötüye giden Susannah, delirmeye, insanların kendi hakkında kötü şeyler söylediğini ve izlendiğini  düşünmeye başlıyor. Konuşmasının gittikçe kötüleşmesi ve yazmakta zorlanmaya başlaması ile birlikte boş boş bakan bir kıza dönüşüyor. Doktorların yaptığı tetkiklerin yani kan testleri, EEG, emar sonuçlarında durumu anlamakta yetersiz kalıyor. Ailesinin, sevgilisinin ve karşısına çıkan doktorların sayesinde ve onların desteği ile bu hastalıktan kurtulmasını anlatıyor. 

Susannah kitabın başında yaşadıklarının çoğunu anımsayamadığını, hatırlamadığını okuruna açıklıyor. Kitapta hastalıktan kurtulup iyileştiğinde tamamen kendisi olamadığını, hâlâ bazen 'deliriyor muyum' diye düşündüğünü okuruna ifade ediyor. 

Kitabın neredeyse en sevdiğim kısmı olan iyileştikten bir süre sonra kendi öyküsünü yazdığı yer. Bu öykü bu hastalığa yakalanan insanlara yardımcı oluyor. Onunla iletişime geçen insanların ona akıl danışması, dertleşmeleri çok güzel. Ama en iyisi öyküsünün tıpkı onun gibi hastalığa yakalanan bir çocuğa yardımcı olması onun iyileşmesine yardımı dokunması. 

Dediğim gibi kitap çok güzel ve okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap. Bu tür seven herkese kesinlikle ve kesinlikle okumasını önerdiğim bir kitap. Ama bu türü herkes okuyup sevebilir bence.






Kitaptan Alıntılar


“Ben yalnızca. Yalnızca. Hiç kendin değilmişsin gibi hissettiğin oldu mu?”
Güldü. “Kendim gibi hissettiğim olmuyor ki!”


“Sonuçta bizler parçalarımızın toplamıyız ve beden çöktüğünde değer verdiğimiz tüm erdemler de onunla birlikte yok olup gidiyor.”


“Yoldaşlarım sağlamdı. Aristoteles, ‘Hiçbir görkemli zihin deliliğin dokunuşu olmadan var olmamıştır,’ demiş.”


“Ağlamamın nedeni bu muydu? Adamı tanımıyordum bile. Kendim için mi ağlıyordum? Sıradaki kişinin ben olabileceğini düşündüğüm için mi ağlıyorum?”


“Yoksa sorun şu baba kız ilişkisi miydi? Babam sevgisini göstermekten çok uzak bir adamdı, ‘seni seviyorum’ gibi sözleri çocuklarına bile sarf etmezdi."


"Kel olacağım" dedim gülümseyerek ve ağzıma bir Paskalya şekerlemesi attım.
"Ne demek istiyorsun? Kafanı mı kazıdılar?"
"Kel"
"Belki de kellik ilacına ihtiyacın var." İkimiz de katıla katıla güldük.


"Nasılsın? diye durmadan soruyordu insanlar. Nasılım? Artık "ben"in kim olduğunu bile bilmiyordum ki!  


"Kimi zaman, tam da ihtiyaç duyduğumuzda yaşam bize metaforlar hediye eder. Her şeyin yittiğini düşündüğünde, en çok ihtiyaç duydukların beklenmedik şekilde geri döner." 


Gözyaşlarıyla boğuşan babam yanıma diz çöktü.
"Sana ne söylediğimi unutma. Stratejimiz nedir?"
"Adım adım."
"Doğrunun eğimi nedir?" 
"Pozitif." 


"Neden benimle kaldığını ona defalarca sordum, her zaman aynı yanıtı verdi; Çünkü seni seviyorum, kalmak istedim, senin orada bir yerde olduğunu biliyordum."


“Zihin, Noel ağacını süsleyen bir lamba devresine benzer. Beyin iyi çalıştığında lambalar pırıl pırıl yanıp söner ve yeterince uyarlanabilir bir yapıdadır, öyle ki ampullerden biri sönse bile sıklıkla geri kalanlar parlamaya devam eder. Ama hasarın yerine bağlı olarak kimi zaman patlamış bir ampul hepsinin kararmasına yol açabilir.”


Bu da tatlı yazarımız


Özgür Kitaplar. Blogger tarafından desteklenmektedir.